İktisadi Büyüme

Türkiye Ekonomisinde Dönüşümün Bir Sonucu Olarak “Piyasalaşma” ve Sanayisizleşme

Gelişmekte olan ülkelerdeki kurumsal dönüşümün en önemli özelliği, geri kalmışlığın bir neticesi olan geleneksel iktisadi örgütlenme biçiminin daha modern, piyasa temelli bir örgütlenme biçimine doğru evrilmesidir. kalkınma süreci içinde olan ülkelerde bu süreç uluslararası sistemindeki koşullara ve ülkelerin kendi içlerinde karşılaştıkları siyasi ve iktisadi kısıtlara bağlı olarak farklı biçimlerde ve farklı hızlarda gerçekleşebilir. Bu yazıda günümüzde yaşanmakta olan böyle bir sürecin unsurları ve Türkiye ve benzeri ülkelerdeki sonuçları üzerinde durulmaktadır.

Ekonomi için neden karamsarım?

Öner Günçavdı* Son günlerde Türkiye ekonomisi önemli bir yol ayrımına geldi. Bir yanda dünya ekonomisinin değişen koşullarına uyum zorlukları, diğer yandan 17 yıllık AKP iktidarını sağlayan iktisadi kesimleri bir arada tutmanın giderek artan maliyetleri, siyasiler için önemli bir sorun oluşturmaya başladı. 31 Mart mahalli idarelerin seçimi öncesi ekonomide başvurulan yöntemler, hükümetin içine düştüğü bu sıkıntıların açık bir göstergesidir. İktisadi gelişmeler konusunda kontrolü elden kaçıran hükümetin, ekonomideki kötü gidişata karşı geliştirdiği tedbirlerin alışılagelmişlarden uzak, bazen piyasa gerçekleriyle ters düşen nitelikte olması, karşı karşıya kalınan sıkıntıların çözümünde ne kadar çaresiz kalındığının da göstergesidir.

Nasıl Büyüdük?

Öner Günçavdı§ Türkiye uzun yıllardır büyük bir genç nüfusa sahip olmanın karşı karşıya bıraktığı ekonomik sorunları yüksek büyüme oranlarıyla aşmaya çalışmaktadır.  Bu yolla toplumsal baskıların şiddeti azaltılıp, siyasi manada istikrar temin edilmek istenmektedir. Ülkemizdeki siyasi elitin her kesimi için büyüyen bir ekonomide iktisadi sorunların görünürlüğü azalmakta, hemen hemen her kesime büyümenin doğuracağı nimetlerden yararlanabilme fırsatı çıkmaktadır.  Ancak büyümenin tehlikeye girdiği durumlarda, iktisadi sorunlar çok daha fazla görünür hale gelmekte, ülkedeki bölüşüm sorunu daha da sıkıntılı bir hal almaktadır.

Türkiye ekonomisi nereye gidiyor?

‘Bir başarı göstergesi olarak ele alınan birtakım gelişmelerin aslında ekonomideki nisbi fiyat yapısında tahribat meydana getirmektedir’ Prof. Dr. Öner Günçavdı Türkiye için 2000’li yıllar siyasi ve iktisadi açıdan önemli başarıların yaşandığı bir dönem olmuştur. Büyük çaplı bir iktisadi krizin ardından gelen bu dönem aynı zamanda mali açıdan dünya ekonomisinin yükselen bir konjonktüre sahip olduğu bir dönemle çakışmıştır. Elde edilen iktisadi başarılar nihayetinde belli bir siyasi düşüncenin 12 yıllık iktidarına kaynaklık ederek, Türkiye’de sık rastlanmayan siyasi bir istikrarı da beraberinde getirmiştir.

Prof. Dr. Öner Günçavdı, ODD Dergi için Türkiye ve dünyadaki son ekonomik gelişmeleri değerlendirdi.

“Ekonomik büyüme sadece bugünün değil, yarının da problemi olacak!” İstanbul Teknik Üniversitesi, İşletme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öner Günçavdı, ODD Dergi için Türkiye ve dünyadaki son ekonomik gelişmeleri değerlendirdi. Büyümenin sürdürülebilirliği için Türkiye’nin büyüme modelini değiştirmesi gerektiğine vurgu yapan Günçavı, “Artık talebe dayalı büyüme modelinin sonuna gelmiştir. Harcamanın yerine üretimin, gelir yaratabilmenin zamanıdır. Bunun yapılamadığı bir Türkiye, maalesef düşük büyüme oranlarına mahkum kalacaktır” diyor. 2015 yılının ikinci çeyreğine ait milli gelir rakamları geçtiğimiz günlerde açıklandı.

Profesör Günçavdı Ankara Konuşması

Efil Yayınevi 10. yılı ve İktisat ve Toplum Dergisi 100. sayısı münasebetiyle gerçekleşecek panel dizisi çerçevesinde Türkiye’nin önde gelen iktisatçı, hukukçu ve düşünürlerinin katılacağı ve Ankarada düzenlenecek organizasyonda Profesör Günçavdı da Türkiye Ekonomisi ve Kurumsal Yapılanma başlıklı bir konuşma gerçekleştirecektir. Panel detayları ve diğer konuşmacılar:

Büyümedeki Sıkıntıların Nedenleri Nedir?

Son açıklanan büyüme rakamları, kamuoyunun beklentilerini karşılamazken, hükûmet ile iktisatçılar arasında yeni bir tartışmaya kaynaklık etmiştir. Yıllık büyüme bakımından %1.6’lık bir büyümeyi hükûmet olumlu görürken, aynı yılın bir önceki dönemine göre gerçekleşen %1.1’lik daralmayı dikkate alan iktisatçılar ise bunu bir resesyonun başlangıcı olarak değerlendirmektedirler. Lakin her iki yorumlama şekli de büyüme performansında görülen gelişmeleri konjonktürel bir gelişme olarak ele almış, büyümenin sürekliliğini stabilizasyon politikalar bakımından tartışmaya başlanmıştır. YAZININ DEVAMI ICIN TIKLAYINIZ

Türkiye’de Sanayisizleşme ve Yoksulluk

Profesör Öner Günçavdı’nın (Ayşe A. Bayar ile birlikte) Journal of Economic Research (cilt. 1, No. 4, s. 36) dergisinde yayınlanan makalesine ulaşmak için tıklayınız

Sagalassos Çalıştayı: Globalleşmenin Gölgesinde Eşitsizlikler

4-7 Ekim 2018, Ağlasun / Burdur Küreselleşme ile birlikte eşitsizliklerdeki artışlar günümüzde giderek daha görülür hale gelmeye başlayınca, XX. yüzyılın en önemli siyasi kurumlarından birisi olan liberal demokrasinin geleceği konusunda endişeler de giderek yaygınlaşmaya başlamıştır (Galbright, 2016; Piketty, 2014). Artık ana akım iktisatçıların bile görmezden gelemedikleri bir hal alan eşitsizlikler günümüz iktisadi tartışmalarının ana temalarından biri olmuştur (Milanoviç, 2018; Atkinson, 2018). Türkiye de dünyadaki bu eğilimden muaf bir ülke değildir (Levitsky and Ziblatt, 2018).

Yetersiz Büyümede İkinci Perde ve İstanbul Esnafının Çığlığı

Geçtiğimiz yıl Ankara’nın tarihi semti Hamamönü esnafının ekonomik sıkıntıları Cumhurbaşkanı tarafından sahiplenilmiş ve bu sorunlardan hareketle faiz yüküne kamuoyunun dikkati çekilmiştir. O güne kadar kamuoyunun alışık olmadığı bir üslupla dile getirilen bu sıkıntıların ana sorumlusu olarak Merkez Bankası ve uygulanan faiz politikası gösterilmiştir. Konu birinci elden kamuoyunun dikkatine taşınınca, Merkez Bankasının izlediği faiz politikası da gereksiz bir siyasi polemiğe konu olmuştur. Ortaya çıkan tartışma ortamında faizleri indirmesi yönünde Merkez Bankasına yapılan siyasi baskılar Bankanın politika yapma bağımsızlığını hedef alırken, kredibilitesinde de ciddi bir erezyona neden olmuştur.

Güven endekslerinin yorumunda ekonomik konjonktür dikkate alınmalı!

Prof.Dr. Öner Günçavdı Geçtiğimiz haftalarda tüketici güven indeksi açıklandı ve ekonomiye yönelik tüketici güveninin eylül ayında %16.7 azaldığı görüldü. Bir erken genel seçim döneminde bu sonuç, iktidarın ekonomi yönetimindeki başarısızlığının bir göstergesi olarak yorumlandı. Kurlardaki yükselme, ihracatta görülen düşüşler, işsizlikteki artış ve arka arkaya gelen düşük büyüme performanları kamuoyu algısını değiştirmiş ve bu oranlarda bir güven kaybına yol açmıştır. Sadece tüketici güveninde mi görülüyor bu gelişmeler? Belli bir gecikmeyle de olsa, tüketicideki bu güven kayıpları reel kesimde de yankı bulmakta ve zamanla reel kesim güven indekslerinde de düşüşe neden olmaktadır.

Büyümenin Maliyeti

Cari açık vererek büyümenin maliyeti üstüne kısa bir not Büyüme performansı bakımından 2000’li yıllar yeni gelişen piyasa ekonomilerinin (emerging market economies) yılları oldu. Aralarından Türkiye’nin de bulunduğu bu ülkeler, uluslararası konjonktürün sağladığı imkanlardan da yararlanarak yüksek büyüme oranlarına ulaşabildiler. Bazıları bunu fırsat bilerek, elde ettikleri kaynaklarla birtakım yapısal sorunlarını giderip, uzun dönemde uluslararası rekabet gücünü arttırmayı amaçlayan reformlar hayata geçirdi. Bazıları ise, yapısal reformlara karşı mesafeli bir duruş sergileyerek, bu kaynakları daha çok altyapılarının iyileştirilmesinde ve tüketimin finansmanında kullanılmayı tercih etti.